<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hukuk Alanında İçtihatlar ve Yargıtay Kararları | Av. Orhun Türkoğlu</title>
	<atom:link href="https://orhunturkoglu.av.tr/ictihatlar-tr/ictihatlar-hukuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://orhunturkoglu.av.tr/ictihatlar-tr/ictihatlar-hukuk/</link>
	<description>Ticaret, Boşanma ve Bilişim Hukuku Avukatlık Bürosu</description>
	<lastBuildDate>Mon, 14 Jul 2025 15:48:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://orhunturkoglu.av.tr/wp-content/uploads/2023/12/cropped-avukat-beye-32x32.png</url>
	<title>Hukuk Alanında İçtihatlar ve Yargıtay Kararları | Av. Orhun Türkoğlu</title>
	<link>https://orhunturkoglu.av.tr/ictihatlar-tr/ictihatlar-hukuk/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>KARŞILIKLI AÇILAN BOŞANMA DAVALARININ BİRLEŞTİRİLMESİNİN ZORUNLU OLDUĞU- BİRİ HAKKINDA VERİLECEK KARARIN DİĞERİNİ ETKİLEYECEĞİ</title>
		<link>https://orhunturkoglu.av.tr/karsilikli-acilan-bosanma-davalarinin-birlestirilmesinin-zorunlu-oldugu-biri-hakkinda-verilecek-kararin-digerini-etkileyecegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhun Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2025 15:47:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk İçtihatları]]></category>
		<category><![CDATA[İçtihatlar]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davası]]></category>
		<category><![CDATA[davaların birleştirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıklı açılan boşanma davalarının birleştirilmesi gereği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://orhunturkoglu.av.tr/?p=3726</guid>

					<description><![CDATA[2. Hukuk Dairesi 2025/2972 E. , 2025/4503 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/3020 E., 2025/218 K. DAVA TÜRÜ : Tedbir Nafakası- Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarih ve sayısı gösterilen hüküm erkek vekili tarafından reddedilen karşı boşanma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2. Hukuk Dairesi 2025/2972 E. , 2025/4503 K.</p>
<p>&#8220;İçtihat Metni&#8221;<br />
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/3020 E., 2025/218 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Tedbir Nafakası- Boşanma</p>
<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarih ve sayısı gösterilen hüküm erkek vekili tarafından reddedilen karşı boşanma davası yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>
<p>Taraflar arasındaki asıl dava (tedbir nafakası) ve karşı davanın (boşanma) yapılan yargılaması sonunda İlk Derece Mahkemesince Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra asıl davanın kabulüne ve karşı davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı erkek vekilince her iki dava yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve Bölge Adliye Mahkemesi asıl davanın tefrik edilmesine ve boşanma davasına yönelik başvurunun esastan reddine karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı erkek vekili tarafından reddedilen boşanma davası yönünden temyiz edilmiştir. Erkek vekili temyiz dilekçesinde taraflar arasında Salihli 1. Aile Mahkemesi&#8217;nin 2022/239 Esas sayılı dosyasına kayıtlı derdest boşanma davası olduğunu bildirmiş ve UYAP kayıtlarının tetkikinden dosyanın derdest olduğu anlaşılmıştır.</p>
<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 166 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre, davalar arasında bağlantı bulunması durumunda, davaların birleştirilmesine karar verilir. Aynı Kanun&#8217;un 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre, davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda aralarında bağlantı varsayılır.</p>
<p><strong>Boşanma davalarında tarafların kusurlarının belirlenmesi, boşanmanın eki niteliğinde bulunan maddî ve manevî tazminat, yoksulluk nafakası gibi taleplerin sağlıklı değerlendirilerek doğru karar verilebilmesi, bu davaların birlikte görülmesi ve delillerin birlikle değerlendirilmesiyle mümkündür. Her iki boşanma davası arasında bağlantı bulunduğundan, davaların birleştirilerek görülmek suretiyle esas hakkında hüküm kurulması</strong> için kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.</p>
<p>KARAR<br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>
<p>2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre erkek vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>
<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatırana geri verilmesine,</p>
<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>
<p>30.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BABALIĞIN TESPİTİ DAVASINDA BABA ÖLMÜŞSE MİRASÇILARININ DAVALI OLARAK DAVAYA DAHİL EDİLMESİNİN ZORUNLU OLDUĞU</title>
		<link>https://orhunturkoglu.av.tr/babaligin-tespiti-davasinda-baba-olmusse-mirascilarinin-davali-olarak-davaya-dahil-edilmesinin-zorunlu-oldugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhun Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2025 15:41:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk İçtihatları]]></category>
		<category><![CDATA[İçtihatlar]]></category>
		<category><![CDATA[babalığın tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[babalığın tespiti davası]]></category>
		<category><![CDATA[mirasçıların davaya dahil edilmeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://orhunturkoglu.av.tr/?p=3724</guid>

					<description><![CDATA[2. Hukuk Dairesi 2025/2998 E. , 2025/5066 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi SAYISI : 2022/833 E., 2022/1495 K. DAVA TÜRÜ : Babalığın Hükmen Tespiti Taraflar arasındaki davanın bozma sonrası yapılan muhakemesi sonunda Mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı &#8230; tarafından hükmün tamamı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2. Hukuk Dairesi 2025/2998 E. , 2025/5066 K.</p>
<p>&#8220;İçtihat Metni&#8221;<br />
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/833 E., 2022/1495 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Babalığın Hükmen Tespiti</p>
<p>Taraflar arasındaki davanın bozma sonrası yapılan muhakemesi sonunda Mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı &#8230; tarafından hükmün tamamı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>
<p>1.Somut olayda; davacı &#8230; TC kimlik numaralı &#8230; ile Suriye uyruklu 1913 doğumlu &#8230; evlilik dışı çocuğu olduğunu iddia etmiş, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile davacının babasının &#8230; olduğunun tespitine karar verilmiş, kararın Nüfus Müdürlüğü Temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.12.2021 tarih 2021/5948 esas 2021/9214 karar sayılı kararı ile davanın 4721 sayılı Kanun&#8217;un 301 inci maddesi gereği açılan babalığın tespiti davası olduğu, davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiği gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda davanın kabulü ile davacının babasının &#8230;&#8230;&#8230; olduğunun tespitine karar verilmiş, karar Nüfus Müdürlüğü Temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>2.Belirtmek gerekir ki tüm canlılarda genetik kodu içeren DNA konusunda yapılan araştırma ve incelemeler de çağımızın en önemli bilimsel gelişmelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Gen teknolojisinde yaşanan bu gelişmeler, hukuku da kaçınılmaz bir şekilde etkilemiş ve bu teknoloji sayesinde uyuşmazlık konusu olan bazı maddi vakıaların güvenilir şekilde aydınlatılması olanaklı hâle gelmiştir.<br />
3.Günümüz tıp teknolojisi ile<br />
bir bireye ait kalıntılar ile muhtemel aile bireylerinin DNA&#8217;sı kıyaslanarak kimliklendirme gerçekleştirilebilmektedir.</p>
<p>4.Mahkemece davacının &#8230; çocuğu olduğunun tespitine karar verilmesi halinde verilen karardan &#8230; mirasçılarının hukuki durumlarının etkileneceği dikkate alındığında bu kişinin tüm mirasçılarının belirlenerek davalı sıfatı ile davaya katılmalarının sağlanması gerekirken, mahkemece resen gözetilmesi gereken bu durum nazara alınmadan ve taraf teşkili de sağlanmadan, Anayasa&#8217;nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınmadan eksik hasımla davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiştir. Mahkemece taraf teşkili sağlanıp, taraflarca ileri sürülen delillerinin toplanıp gerekirse DNA incelemesi yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik hasımla yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.</p>
<p>KARAR<br />
Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan, Mahkeme karanın BOZULMASINA,</p>
<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatırana geri verilmesine,</p>
<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>
<p>İşbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,</p>
<p>14.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EVLAT EDİNMEDE ANA BABA RIZASININ ARANMAMASI DAVASININ KÜÇÜĞÜN AİLE YANINA YERLEŞTİRİLMEDEN ÖNCE AÇILMASI GEREKTİĞİ &#8211; AKSİ TAKDİRDE EVLAT EDİNME DAVASI İÇERİSİNDE ÇÖZÜLMESİ GEREKTİĞİ</title>
		<link>https://orhunturkoglu.av.tr/evlat-edinmede-ana-baba-rizasinin-aranmamasi-davasinin-kucugun-aile-yanina-yerlestirilmeden-once-acilmasi-gerektigi-aksi-takdirde-evlat-edinme-davasi-icerisinde-cozulmesi-gerektigi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhun Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2025 15:33:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk İçtihatları]]></category>
		<category><![CDATA[İçtihatlar]]></category>
		<category><![CDATA[ana baba rızasının aranmaması]]></category>
		<category><![CDATA[dava şartı ana baba rızasının alınmaması]]></category>
		<category><![CDATA[evlat edinme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://orhunturkoglu.av.tr/?p=3722</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1676 E., 2024/1631 K. DAVA TÜRÜ : Evlat Edinmede Ana Baba Rızası Aranmaması Taraflar arasındaki evlat edinmede ana-baba rızası aranmaması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı &#8230; vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1676 E., 2024/1631 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Evlat Edinmede Ana Baba Rızası Aranmaması</p>
<p>Taraflar arasındaki evlat edinmede ana-baba rızası aranmaması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>
<p>Kararın davalı &#8230; vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>
<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı &#8230; vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>
<p>Dava, küçüğün gelecekte evlat edindirme hizmetlerinden yararlandırılacağı ileri sürülerek TMK’nın 311. maddesindeki sebepler ile anne ve babanın evlat edinmede rızasının aranmamasına karar verilmesi istemine ilişkindir.</p>
<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 312. maddesinde “Küçük, gelecekte evlat edinilmek amacıyla bir kuruma yerleştirilir, ana ve babadan birinin rızası eksik olursa, evlat edinenin veya evlat edinmede aracılık yapan kurumun istemi üzerine ve kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce, onun oturduğu yer mahkemesi bu rızanın aranıp aranmamasına karar verir. Diğer hallerde, bu konudaki karar evlat edinme işlemleri sırasında verilir.” hükmü getirilmiştir.</p>
<p>Üzerinde durulması gereken husus; TMK&#8217;nın 312. maddesinde çocuğun evlat edinilmesinde eksik olan ana ve/veya babanın rızasının aranmaması için davanın ne zaman açılabileceği ve bu kapsamda madde metninde ifade edilen &#8220;kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce&#8221; ibaresinden ne anlaşılması gerektiğidir.</p>
<p>Nitekim bu husus; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 23.12.2020 tarihli ve 2017/1926 Esas, 2020/1057 Karar sayılı ilamında tartışılmıştır. Dairemizce de benimsenen görüşe göre; &#8220;&#8230;madde metninde geçen ikinci “yerleştirilme” ifadesinin küçüğün evlat edinecek kişi veya ailenin yanına yerleştirilmesi olarak anlamak gereklidir. Diğer bir deyişle, bu fıkra kapsamında düzenlenen ana ve/veya babanın rızasının aranıp aranmayacağına yönelik karar, aracı kuruma yerleştirilen küçüğün evlat edinecek kişi veya ailenin yanına yerleştirilmesinden önce verilmelidir. Nitekim burada amaç, devletin koruması altına alınmış olan küçüğün, evlat edinilmek üzere aile yanına yerleştirilmesinden önce, rızanın aranıp aranmaması sorununun çözülmüş olması, küçüğün evlat edinme amacıyla yerleşmesinden sonra olumsuz bir karar verilmesi hâlinde doğacak zararların önlenmesidir. Küçük, Tüzük hükümleri gereğince, evlat edinme amacıyla yerleştirilmiş ise, rızanın aranıp aranmaması kararı artık TMK&#8217;nın 312/2 maddesi gereğince evlat edinme işlemleri sırasında verilecektir. Zira bu kararın evlat edinme işlemleri başlamadan önce yani kurumdaki evlat edinilecek küçük evlat edinecek kişi veya ailenin yanına yerleştirilmeden önce verilmesi, evlat edinme sürecini hızlandıracak ve bu durum da küçüğün yararına olacaktır (Er, s. 73).&#8221;</p>
<p>Dosyadaki bilgi ve belgelerden; küçük &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.&#8217;in 03.01.2022 tarihinde geçici bakım sözleşmesi ile aile yanına yerleştirildiği, yukarıda açıklandığı üzere TMK&#8217;nın 312. maddesinde yerleştirmeden kast edilenin, küçüğün, kişi veya eşlerin yanına yerleştirilmesi olduğu, küçüğün ailenin yanına yerleştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Küçüğün geçici bakım sözleşmesi ile evlat edinecek aile yanına yerleştirilmesi evlat edinme davasında önce ayrı bir dava olarak evlat edinmede ana/baba rızasının aranmaması davasına engeldir. İş bu husus 6100 sayılı HMK&#8217;nın 114/2. maddesi gereği dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hâkim tarafından da re&#8217;sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmesi gerekir (HMK mad.114/1-h, 115).</p>
<p>Küçüğün geçici bakım sözleşmesi ile evlat edinecek aile yanına yerleştirilmiş olmasına göre, ana ve baba rızasının aranmaması konusunun evlat edinme davası içinde değerlendirilmesi gerektiğinden, açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabul kararı verilmesi doğru olmayıp kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.</p>
<p>KARAR<br />
Açıklanan sebeple;<br />
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>
<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>
<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>
<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>
<p>12.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kesin Süreden Sonra Sunulan Delilin Geçersizliği</title>
		<link>https://orhunturkoglu.av.tr/kesin-sureden-sonra-sunulan-delilin-gecersizligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhun Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2024 07:46:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk İçtihatları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://orhunturkoglu.av.tr/?p=3248</guid>

					<description><![CDATA[A.İçtihatın Konusu Yargılama aşamasında hakim tarafından bir delilin sunulması için verilen sürenin niteliği, delilin süresinde sunulmaması halinde önem kazanır. Eğer hakim tarafından verilen süre Hukuk Muhakemeleri Kanunu 94. maddesine göre kesin nitelikte ise yani hakim sürenin kesin olduğunu kararında belirtmişse ya da süre ikinci defa verilmişse söz konusu sürenin geçirilmesinden sonra sunulan delil mahkemece dikkate [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>A.İçtihatın Konusu</h2>
<p>Yargılama aşamasında hakim tarafından bir delilin sunulması için verilen sürenin niteliği, delilin süresinde sunulmaması halinde önem kazanır. Eğer hakim tarafından verilen süre Hukuk Muhakemeleri Kanunu 94. maddesine göre kesin nitelikte ise yani hakim sürenin kesin olduğunu kararında belirtmişse ya da süre ikinci defa verilmişse söz konusu sürenin geçirilmesinden sonra sunulan delil mahkemece dikkate alınamaz, bu hususa ilişkin aşağıda Yargıtay’ın vermiş olduğu bir kararın ilgili kısmı paylaşılmaktadır.</p>
<h2>B.İçtihat</h2>
<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2022/6474 E. , 2022/7738 K.</p>
<p>“İlk Derece Mahkemesince davalı vekiline 04.10.2018 ve 29.01.2019 tarihli celselerde özlük dosyasını sunmak üzere süre verildiği, 18.06.2019 tarihli celsede ise özlük dosyasını sunmak üzere son kez bir aylık kesin süre verildiği ve kesin süre içerisinde sunulmadığı, takdirde bu belgeyi sunmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtar edildiği, davalı tarafından kendisine verilen kesin süreden sonra 16.09.2019 tarihinde özlük dosyasının ve bu kapsamda yurt dışı iş sözleşmesi, ücret bordroları ile iş sözleşmesinin feshine ilişkin bir kısım belgelerin sunulduğu, söz konusu belgelerin ihtaratlı kesin süreden sonra ibraz edilmesi nedeniyle değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. “</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fazla Çalışma Alacağının Bulunması Halinde İşçi Tarafından Haklı Nedenle İş Akdinin Feshedilebileceği</title>
		<link>https://orhunturkoglu.av.tr/fazla-calisma-alacaginin-bulunmasi-halinde-isci-tarafindan-hakli-nedenle-is-akdinin-feshedilebilecegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhun Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2024 07:45:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk İçtihatları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://orhunturkoglu.av.tr/?p=3246</guid>

					<description><![CDATA[A.İçtihatın Konusu Ödenmemiş fazla çalışma alacağı bulunan işçinin iş akdini haklı nedenle feshedip edemeyeceği aşağıda verilen içtihatta tartışılmış olup ödenmemiş fazla çalışma alacağı bulunan işçinin iş akdini haklı nedenle feshedebileceği ve buna bağlı olarak Kıdem Tazminatına hak kazanabileceği Yargıtay tarafından İçtihat edilmiştir. B.İçtihat Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2022/6140 E. , 2022/7381 K. “&#8230;Fazla çalışma alacağı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>A.İçtihatın Konusu</h2>
<p>Ödenmemiş fazla çalışma alacağı bulunan işçinin iş akdini haklı nedenle feshedip edemeyeceği aşağıda verilen içtihatta tartışılmış olup ödenmemiş fazla çalışma alacağı bulunan işçinin iş akdini haklı nedenle feshedebileceği ve buna bağlı olarak Kıdem Tazminatına hak kazanabileceği Yargıtay tarafından İçtihat edilmiştir.</p>
<p>B.İçtihat</p>
<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2022/6140 E. , 2022/7381 K.</p>
<p>“&#8230;Fazla çalışma alacağı yönünden yapılan değerlendirmede ; dosyaya işveren tarafından işe giriş çıkış kayıtları sunulduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamanın işveren tarafından sunulan kayıtlar dikkate alınarak yapıldığı, sunulan kayıtlarda bordrolarda fazla çalışma alacağı tahakkuku bulunan kısımların dışlandığı, sunulan işveren kayıtlarına göre davacının fesih tarihi itibariyle ödenmeyen fazla çalışma alacağının bulunduğu anlaşılmış olup Mahkemece fazla çalışma alacağına hükmedilmesine bir isabetsizlik yoktur . Davalı vekilinin fazla çalışma alacağına ilişkin istinaf nedenleri yerinde, görülmemiştir.</p>
<p>Fazla çalışma alacağına ilişkin yapılan değerlendirme dikkate alındığında davacının fesih tarihi itibariyle ödenmeyen fazla çalışma alacağı olduğu anlaşılmakla fesih haklı nedene dayandığından mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda tespit olunan miktar doğrultusunda kıdem tazminatına hükmedilmesi yerindedir. Davacı vekilinin kıdem tazminatına ilişkin istinaf nedeninin yerinde olmadığı görülmüştür.. “</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Borçlunun Haline Münasıp Evinin Haczedilemeyeceği- Rayiç Değerin Belirlenmesi Gereği</title>
		<link>https://orhunturkoglu.av.tr/borclunun-haline-munasip-evinin-haczedilemeyecegi-rayic-degerin-belirlenmesi-geregi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhun Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2024 07:42:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk İçtihatları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://orhunturkoglu.av.tr/?p=3244</guid>

					<description><![CDATA[A.İçtihatın Konusu Borçlunun haline münasip evi İcra İflas Kanununun 82. maddesine göre haciz edilemez ancak kanun maddesinde de belirtildiği gibi evin borçlunun haline münasip evi olması gerekir. Buradaki amaç kişinin ortalama şartlarda yaşayabileceği evin haciz edilip satılmasının önüne geçmektir dolayısıyla örneğin villa tarzındaki bir ev ortalama şartlarda yaşanabilecek bir evin üzerinde bir değere sahip olduğundan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>A.İçtihatın Konusu</h2>
<p>Borçlunun haline münasip evi İcra İflas Kanununun 82. maddesine göre haciz edilemez ancak kanun maddesinde de belirtildiği gibi evin borçlunun haline münasip evi olması gerekir. Buradaki amaç kişinin ortalama şartlarda yaşayabileceği evin haciz edilip satılmasının önüne geçmektir dolayısıyla örneğin villa tarzındaki bir ev ortalama şartlarda yaşanabilecek bir evin üzerinde bir değere sahip olduğundan bu takdirde ortalama evin rayiç değeri belirlenip borçlunun evinin bu değerin üzerinde olması halinde haciz edilip satılabileceği ve ortalama değer bedelinin borçluya ödeneceği, aksi takdirde yani borçlunun evinin bölgede mevcut ortalama yaşam standardına sahip bir evin değerinden daha az olması halinde haciz edilemeyeceği ve satışının yapılamayacağı aşağıda verilen içtihatta incelenmiştir.</p>
<h2>B.İçtihat</h2>
<p>Yargıtay 12. HD 2024/1746 E , 2024/7352 K , 16/9/2024 T</p>
<p>“İİK&#8217;nın 82. maddesinin 1. fıkrasının 12. bendi gereğince, borçlunun “haline münasip” evi haczedilemez. Meskeniyet iddiası bir haczedilmezlik şikayeti olup; şikayete konu mahcuzun değerinin ve borçlunun haline münasip alabileceği mesken değerinin haciz tarihi itibariyle belirlenmesi gerekmektedir. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki “aile” terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez. Meskeniyet iddiası nedeniyle haczedilmezlik şikayetinde taşınmazın haline münasip ev değeri ve şikayete konu taşınmazın haciz tarihi itibariyle değerinin, taşınmazın bulunduğu bölgedeki diğer taşınmazlarla emsal mukayesesi yapılmak ve aynı vasıftaki taşınmazların alım-satım değerleri denetime elverişli ve somut veriler içerecek şekilde tespit edilmek suretiyle İİK&#8217;nın 82/12. maddesi gereğince belirlendikten sonra, borçlunun haline münasip evi alabileceği miktar, mahcuzun değerinden az ise mahcuzun satışının borçlunun haline münasip ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmasına; şayet borçlunun haline münasip evi alabileceği miktar mahcuzun değerinden fazla ise haczin kaldırılmasına karar verilmesi gerekir. “</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçinin Ücretine Gelen Haciz Nedeniyle İş Akdi Feshi – Geçerlilik Şartları- Geçersiz Fesih</title>
		<link>https://orhunturkoglu.av.tr/iscinin-ucretine-gelen-haciz-nedeniyle-is-akdi-feshi-gecerlilik-sartlari-gecersiz-fesih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhun Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jul 2024 18:55:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk İçtihatları]]></category>
		<category><![CDATA[İçtihatlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://orhunturkoglu.av.tr/?p=2684</guid>

					<description><![CDATA[9. Hukuk Dairesi         2015/30854 E.  ,  2015/31326 K. &#8220;İçtihat Metni&#8221; MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 5. İŞ MAHKEMESİ TARİHİ : 14/07/2015 NUMARASI : 2015/296-2015/353 Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; davacının 07/01/2013-07/06/2013 tarihleri arasında istihdamı sağlayan davalı .. Limited Şirketi elemanı olarak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>9. Hukuk Dairesi         2015/30854 E.  ,  2015/31326 K.</p>



<p>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</p>



<p>MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 5. İŞ MAHKEMESİ</p>



<p>TARİHİ : 14/07/2015</p>



<p>NUMARASI : 2015/296-2015/353</p>



<p>Y A R G I T A Y K A R A R I</p>



<p>A) Davacı İsteminin Özeti:</p>



<p>Davacı vekili; davacının 07/01/2013-07/06/2013 tarihleri arasında istihdamı sağlayan davalı .. Limited Şirketi elemanı olarak istihdam eden diğer davalı N.. O.. A.Ş. de .. bandında çalıştığını, maaşına haciz gelmiş olmasından dolayı yazılı savunma talebinde bulunulduğunu, daha sonra da maaşlarına sık sık haciz gelmesi bahane edilerek iş akdinin davalı işverenlik tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek; davacının N.. O.. Aş nezdindeki işine iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>



<p>B) Davalılar Cevaplarında Özetle:</p>



<p>Davalı N.. O.. A.Ş. vekili; öncelikle davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili mahkemelerin İstanbul İş Mahkemeleri olduğunu, davanın yetki yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının diğer davalı .. Limited Şirketi işçisi olduğunu, 07/01/2013 tarihinde davalı şirkete çalışmak üzere geçici olarak ödünç verildiğini, geçici iş ilişkisinde işçinin kendi işvereni ile arasındaki hizmet sözleşmesinin aynen devam ettiğini, yani ödünç alınan işçinin müvekkili şirket işçisi değil Manpower İnsan Kaynakları Limited Şirketi işçisi oldugunu, davacının 06/06/2013 tarihinde .. Limited Şirketinden istifa ederek ayrıldığını, 07/06/2013 tarihli sözleşme ile de müvekkili şirketle hizmet sözleşmesi imzalayarak çalışmaya başladığını, ancak daha deneme süresi dolmadan davacının maaşına maaş haczinin gelmesi üzerine kendisinin sözlü olarak uyarıldığını, ancak maaş haciz yazılarının gelmeye devam ettiğini, davacının savunmasında borçları ödeyecek maddi durumunun bulunmadığını, maaşındaki üç haciz dışında hakkında 3 adet daha icra dosyası bulundugunu, borçları kapatma sansının bulunmadığını beyan ettiğini, davacının iş sözleşmesinin de çalışanın maaşına gelen hacizlerin müvekkili şirketin organizasyonunu olumsuz etkilemesi sebebiyle İş Kanunu&#8217;nun 18. maddesi uyarınca geçerli nedenle yazılı olarak feshedildiğini, davayı kabul etmediklerini, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.</p>



<p>Davalı .. Limited Şirketi vekili; davacının müvekkili şirkette 04/01/2013-06/06/2013 tarihleri arasında çalıştığını, bu sürenin işe iade davası açmaya yetmediğini, davacının kendi el yazısı ile verdiği dilekçe ile istifa ettiğini, ayırca davacının hizmet başlangıcından itibaren sürekli diğer davalı N.. O.. A.Ş. de çalıştığını, bu nedenle işe iade talebinin muhatabının müvekkili şirket olmadığını, davayı kabul etmediklerini, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.</p>



<p>C) Yargılama Süreci ve Yerel Mahkeme Kararının Özeti:</p>



<p>Mahkemece , davacının ilk önce davalı .. Limited Şirketi işçisi olarak 07/01/2013 tarihinde çalışmaya başladığı, daha sonra davalı şirketler arasında imzalanan 07/06/2013 tarihli ödünç iş sözleşmesi kapsamında ve davacının yazılı muvafakatı alınmak suretiyle diğer davalı N.. O.. A.Ş.de çalışmasına devam ettiği ve davacının iş akdinin bu davalı tarafından 27/09/2013 itibariyle feshedildiği, davacının davalı N.. O.. A.Ş&#8217;de ödünç iş sözleşmesi kapsamında 07/06/2013 ile 27/09/2013 tarihleri arasında geçen hizmet sürelerinin önceki işvereni Davalı .. Limited Şirketi nezdinde geçen 07/01/2013 ve 06/06/2013 tarihleri arası döneme dahil edilmesinin mümkün olmayacağı,davacının davalı N.. O.. A.Ş de yeni bir iş ilişkisi ile işine devam etmesi karşısında davacının son işvereni olan davalı N.. O.. A.Ş deki kıdeminin 6 aydan az olması sebebiyle kanun gereği işe iade davası açmak için gereken kıdem süresi şartının gerçekleşmediği gerekçesi ile davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 23.03.2015 tarih ve 2015/3906 Esas ve 2015/11586 Karar sayılı bozma ilamı, &#8220;&#8230; davalılar arasında ödünç iş ilişkisi kurulmadığı, davacının 6 aylık kıdemi bulunduğu ve iş güvencesi kapsamında kaldığı bu nedenle işin esasına girilerek, davalılar arasındaki hukuk ilişkinin mahiyetinin tespit edilmesi ve feshin geçerli nedene dayanıp dayanmadığının değerlendirilmesi gerektiği“ gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir.</p>



<p>Mahkemece bozma üzerine yapılan yargılama sonunda, &#8220;..davacının maaşına haciz gelmesi üzerine kendisinin sözlü olarak uyarıldığı, ancak maaş haciz yazılarının gelmeye devam ettiği, davacının savunmasında borçları ödeyecek maddi durumunun bulunmadığı, maaşındaki üç haciz dışında, hakkında 3 adet daha icra dosyası bulunduğunu, borçları kapatma sansının bulunmadığını beyan ettiği, davacının iş sözleşmesinin de çalışanın maaşına gelen hacizlerin müvekkili şirketin organizasyonunu olumsuz etkilemesi sebebiyle iş kanunun 18. Maddesi uyarınca yazılı olarak feshedildiği, iş kanunu ve yargıtay içtihatlarına göre işçinin ücretinin borcu nedeniyle haczedilmesi, istisnaen davranış nedeniyle feshi geçerli kıldığı, işçinin ücretinin sık sık haczi nedeniyle, objektif bir bakış açısı altında, işyerinin, örneğin muhasebe veya hukuk servisinde önemli zaman kaybına neden olacak şekilde çalışma sürecinin veya işyeri organizasyonunun olumsuz yönde etkilendiğinin kabul edilmesi halinde geçerli fesih nedeninin kabul edilmesi gerekeceği, ancak bunun için işçiye önceden ihtar çekilmesi gerektiği anlaşılmış olup, davacı ücreti üzerindeki hacizleri kaldırmaya yönelik işlem yapmadığı, davalı işverenin muhasebe servisinde görevli çalışan, mesaisini davacının borçları ve hakkındaki icra işlemleri nedeni ile bu işlemlere harcadığı davacının bu davranışının işyerinde olumsuzluklara yol açtığı iş ilişkisinin işveren açısından önemli ölçüde sürdürülme olanağı kalmadığı &#8221; gerekçesi ile davanın redine karar verilmiştir.</p>



<p>D) Temyiz:</p>



<p>Bozma üzerine verilen karar süresinde yine davacı tarafça temyiz edilmiştir.</p>



<p>E) Gerekçe:</p>



<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/II.c.1 maddesinde açıkça, feshin geçerli nedenlere dayandığının ispat yükü davalı işverene verilmiştir.</p>



<p>İşveren ispat yükünü yerine getirirken, öncelikle feshin biçimsel koşullarına uyduğunu kanıtlayacaktır. Buna göre fesih işlemini yazılı yapmış olması, belli durumlarda işçinin savunmasını istediğini belgelemesi, yazılı fesih işleminin içeriğinde dayandığı fesih sebeplerini somut ve açık olarak göstermiş olması gerekir. İşverenin biçimsel koşulları yerine getirdiği anlaşıldıktan sonra, içerik yönünden fesih nedenlerinin geçerli (veya haklı) olduğunun kanıtlanması aşamasına geçilecektir.</p>



<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amaç, işçinin daha önce işlediği iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması olasılığından kaçınmaktır. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından dolayı işçiye bir sorumluluk yüklenemeyeceğinden işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilemez.</p>



<p>İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı yasanın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir.</p>



<p>İspat yükü kendisinde olan işveren, geçerli ve haklı nedende davacının davranışının veya yetersizliğinin işyerinde olumsuzluklara yol açtığını ve iş ilişkisinin çekilmez hal aldığını da ispat etmelidir.</p>



<p>İşçinin borcu nedeniyle ücretinin haczedilmesi, kural olarak işverene geçerli nedenle fesih hakkı vermemelidir. İşçinin ücretine sık sık haciz gelmesi nedeni ile iş sözleşmesinin geçerli nedene dayalı olarak feshedilebilmesi için işçiye önceden ihtar çekilmeli ve bu durumun işyerinde olumsuzluklara yol açtığı somut bir biçimde ortaya konulmalıdır.</p>



<p>Diğer taraftan işçi temini sözleşmeleri muvazaalı alt işverenlik veya geçici iş ilişkisi olarak nitelendirilebilmektedir çünkü görünüşte bir mal veya hizmet üretimine ilişkin asıl iş veya yardımcı işin verildiği bir alt işverenlik ilişkisi, gerçekte meslek edinilmiş geçici iş ilişkisinden ibaret olabilmektedir.</p>



<p>Dosya içeriğine göre; davacının borçları nedeni ile ilk olarak 07.08.2013 tarihinde davalı şirkete maaş haciz yazısı geldiği, sonrasında ise 13.09.2013 tarihinde 2. ve 3. maaş haciz yazılarının ulaştığı, davacının savunması alınrak iş sözleşmesinin 27.09.2013 tarihinde geçerli nedenle feshedildiği savunulmuştur.</p>



<p>Davacı işçiye fesih öncesi herhangi bir ihtar verilmediği gibi davacının davranışının işyerinde olumsuzluklara yol açtığı da somut bir biçimde ispatlanamamıştır. Bu nedenle mahkemece feshin geçerli nedene dayandığı gerekçesi isabetli değildir.</p>



<p>Diğer taraftan dosya içerisinde yer alan hizmet sözleşmesi ve özellikle davalı tanık beyanları dikkate alındığında, davalılar arasındaki hukuki ilişkinin işçi teminine yönelik olduğu ve davacının baştan itibaren davalı ..&#8217;ın işçisi sayılması gerektiği anlaşılmaktadır.</p>



<p>Somut bu maddi ve hukuki tespitlere göre feshin geçersizliğine, davacının, davalılardan .. Şirketi&#8217;ndeki işine iadesi ile mali haklardan her iki davalının birlikte sorumlu tutulmasına karar verilmesi gerekir. Yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.</p>



<p>4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.</p>



<p>HÜKÜM:</p>



<p>Yukarda açıklanan gerekçe ile;</p>



<p>1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>



<p>2. Feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının davalı N.. O.. nezdindeki İŞE İADESİNE,</p>



<p>3. Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminattan her iki davalının birlikte sorumlu olması kaydı ile miktarının davacının kıdemi, fesih nedeni dikkate alınarak takdiren davacının 4 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE,</p>



<p>4. Davacı işçinin işe iadesi için davalı işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilinin GEREKTİĞİNE,</p>



<p>5. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,</p>



<p>6. Davacının yaptığı 222.35 TL yargılama giderinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, davalıların yaptığı yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,</p>



<p>7. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.500 TL ücreti vekaletin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,</p>



<p>8. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine,</p>



<p>Kesin olarak oybirliği ile 05/11/2015 tarihinde karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçi Rekabet Yasağı Sözleşmesi &#8211; İşçi Tarafından Verilen Senedin Geçerliliği &#8211; Tazminat Miktarının Fahiş Olma Durumu</title>
		<link>https://orhunturkoglu.av.tr/isci-rekabet-yasagi-sozlesmesi-isci-ve-isveren-karsilikli-olarak-yukumluluk-altina-girmeleri-geregi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhun Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jul 2024 18:53:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk İçtihatları]]></category>
		<category><![CDATA[İçtihatlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://orhunturkoglu.av.tr/?p=2681</guid>

					<description><![CDATA[İşçi Tarafından Verilen Senedin Geçerliliği &#8211; Tazminat Miktarının Fahiş Olma Durumu A. İçtihat Konusu Rekabet sözleşmesi yapılan işçinin rekabet sözleşmesine aykırı davranması halinde sözleşmenin hangi şartlarda geçerli olabileceği ve bu sözleşmenin teminatı olarak işçiden alınan senedin geçerli olup olmadığı bu içtihatta incelenmiştir . Buna göre rekabet sözleşmesini ihlal eden işçi tazminat ödemelidir ancak belirlenen tazminat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>İşçi Tarafından Verilen Senedin Geçerliliği &#8211; Tazminat Miktarının Fahiş Olma Durumu</h2>
<h2>A. İçtihat Konusu</h2>
<p>Rekabet sözleşmesi yapılan işçinin rekabet sözleşmesine aykırı davranması halinde sözleşmenin hangi şartlarda geçerli olabileceği ve bu sözleşmenin teminatı olarak işçiden alınan senedin geçerli olup olmadığı bu içtihatta incelenmiştir . Buna göre rekabet sözleşmesini ihlal eden işçi tazminat ödemelidir ancak belirlenen tazminat fahiş olmamalıdır , mahkemece tazminatın fahiş bulunması halinde tazminat indirilecek ve indirilen tutarı işçi ödemekte yükümlü olacaktır. Diğer taraftan içtihattaki değerlendirmelerden senede ilişkin olarak ise senedin geçerli olduğu ancak teminatı olduğu sözleşme ile bağlı olarak ispat vasıtası olarak kullanılabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Özetle işçi ile akdedilen rekabet yasağı sözleşmesi gereği rekabet yasağına aykırı davranan işçi sözleşme uyarınca tazminat ödemekle yükümlüdür ancak tazminatın fahiş yani çok yüksek bir meblağ olarak belirlenmesi halinde mahkemece bu tutar üzerinden indirimi yapılıp uygun bir miktar belirlenecektir.</p>
<h2>B. İçtihatın İlgili Kısmı</h2>
<p>Yargıtay 9. HD 2024/6358E, 2024/10461 K 3.7.2024 T “taraflar arasında 6098 sayılı Kanun&#8217;un 444 ncü ve devamı maddelerine uygun rekabet yasağı sözleşmesi yapıldığı ve davacının iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra aynı il sınırlarında aynı alanda iştigal eden rakip işyerinde işe başlayarak rekabet yasağına aykırı davrandığı, davacının cezai şart miktarı olarak düzenlenen senet uyarınca borçlu olduğu ancak kararlaştırılan cezai şartın fahiş olması sebebiyle %70 hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği, davalı tarafın icra takibinde haksız ve kötüniyetli olmaması sebebiyle davacının kötüniyet tazminat talebinin reddi ve yasal koşulları oluşmadığından davalının icra inkâr tazminatı talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile &#8230;”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçinin Yetersizliği – Davranış Nedeniyle İş Akdi Feshi – Geçerli Fesih</title>
		<link>https://orhunturkoglu.av.tr/iscinin-yetersizligi-davranis-nedeniyle-is-akdi-feshi-gecerli-fesih/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhun Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jul 2024 18:51:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk İçtihatları]]></category>
		<category><![CDATA[İçtihatlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://orhunturkoglu.av.tr/?p=2678</guid>

					<description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2008/11542 E., 2009/867 K. 4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 18 ] 4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 20 ] 4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 22 ] 4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 25 ] &#8220;İçtihat Metni&#8221; İş sözleşmesinin işçinin davranışı nedeniyle geçerli bir şekilde feshedilebilmesi için, işçinin kendisine verilen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2008/11542 E., 2009/867 K.</p>



<p>4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 18 ]</p>



<p>4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 20 ]</p>



<p>4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 22 ]</p>



<p>4857 S. İŞ KANUNU [ Madde 25 ]</p>



<p>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</p>



<p>İş sözleşmesinin işçinin davranışı nedeniyle geçerli bir şekilde feshedilebilmesi için, işçinin kendisine verilen ihtardan sonra bir defa daha yükümlülüğüne ihlal teşkil eden davranışta bulunması gerekir,</p>



<p>İşçinin yapmakla görevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi, haklı bir fesih nedenidir.</p>



<p>İşçinin &#8220;işini, uyarılara rağmen eksik, kötü veya yetersiz olarak yerine getirmesi&#8221; geçerli bir fesih nedenidir.</p>



<p>(4857 s. İş K. m. 18, 20, 22, 25)</p>



<p>Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.</p>



<p>Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.</p>



<p>Hüküm, süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>



<p>Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli neden olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücretinin belirlenmesini istemiştir.</p>



<p>Davalı işveren, iş sözleşmesinin fesih bildiriminde belirtilen nedenle geçerli olarak feshedildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>



<p>Mahkemece, objektif bir performans değerlendirilmesinin yapılmadığı, feshin geçerli nedene dayanmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>



<p>4857 sayılı İş Kanunu&#8217;nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amaç, işçinin daha önce işlediği iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması rizikosundan kaçınmaktır. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse, işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından dolayı işçiye bir sorumluluk yükleneme-yeceğinden, işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilemez.</p>



<p>İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı Yasa&#8217;nın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir.</p>



<p>İşçinin davranışlarına dayanan fesih, her şeyden önce, iş sözleşmesinin işçi tarafından ihlal edilmesini şart koşmaktadır. Bu itibarla, önce işçiye somut olarak hangi sözleşmesel yükümlülüğün yüklendiği belirlendiği, daha sonra işçinin, hangi davranışı ile somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiğinin eksiksiz olarak tespit edilmesi gerekir. Şüphesiz, işçinin iş sözleşmesinin ihlali işverene derhal feshetme hakkını verecek ağırlıkta olmadığı da bu bağlamda incelenmelidir. Daha sonra ise, işçinin isteseydi yükümlülüğünü somut olarak ihlal etmekten kaçınabilip kaçınamayacağının belirlenmesi gerekir. İşçinin somut olarak tespit edilmiş sözleşme ihlali nedeniyle işverenin işletmesel menfaatlerinin zarar görmüş olması şarttır. Eğer işçinin yükümlülüğünü ihlal</p>



<p>etmekten kaçınma olanağına sahip olduğu tespit edilirse, fesihten önce işçiye ihtar verilip verilmediği, ihtara rağmen davranışını tekrar etmesi halinde İş Kanunu&#8217;nun 19. maddesi uyarınca savunması alınarak iş sözleşmesinin feshedilip edilmediğine bakılacaktır. Ancak, ağır yükümlülük ihlalleri nedeni ile işverenin iş sözleşmesine devam etmesinin beklenemeyeceği hallerde, işçiye davranışından dolayı ihtar verilmesine gerek olmayacaktır. Başka bir anlatımla, işçinin sözleşmeyi ihlal eden davranışının türü ve ağırlığı itibariyle, onun gelecekte sözleşmeye uygun davranması şartıyla işverenden iş ilişkisine devam etmesinin haklı olarak beklenebileceği durumlarda ihtar gerekli ve zorunlu olmalı; aksi takdirde işveren ihtar vermeksizin iş sözleşmesini feshedebilmelidir. Buna göre, işverene süresiz fesih hakkı verilen İş Kanunu&#8217;nun 25. maddesinde belirtilen hallerden dolayı kural olarak, işçiye önceden ihtar verilmesine gerek olmadığı kabul edilmelidir.</p>



<p>İşçinin yükümlülüklerinin kapsamı, bireysel ve toplu iş sözleşmesi ile yasal düzenlemelerde belirlenmiştir. İşçinin kusurlu olarak (kasten veya ihmalle) sebebiyet verdiği sözleşme ihlalleri, sözleşmenin feshi açısından önem kazanır. Geçerli fesih sebebinden bahsedilebilmesi için, işçinin sözleşmesel yükümlülüklerini mutlaka kasıtlı ihlal etmesi şart değildir. Göstermesi gereken özen yükümlülüğünün ihlal edilerek ihmali davranış ile ihlali yeterlidir. Buna karşılık, işçinin kusuruna dayanmayan davranışları, kural olarak işverene işçinin davranışlarına dayanarak sözleşmeyi feshetme hakkı vermez. Kusurun derecesi, iş sözleşmesinin feshinden sonra iş ilişkisinin arz edebileceği olumsuzluklara ilişkin yapılan tahmini teşhislerde ve menfaatlerin tartılıp dengelenmesinde rol oynayacaktır.</p>



<p>İşçinin iş sözleşmesini ihlal edip etmediğinin tespitinde, sadece asli edim yükümlülükleri değil; kanundan veya dürüstlük kuralından doğan yan edim yükümlülükleri ile yan yükümlerin de dikkate alınması gerekir. Sadakat yükümü, sözleşmenin taraflarına, sözleşme ilişkisinden doğan borçların ifasında, karşı tarafın şahsına, mülkiyetine ve hukuken korunan diğer varlıklarına zarar vermeme, keza sözleşme ilişkisinin kapsamı dışında sözleşme ile güdülen amacı tehlikeye sokacak, özellikle karşılıklı duyulan güveni sarsacak her türlü davranıştan kaçınma yükümlülüğünü yüklemektedir.</p>



<p>İşçinin iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihlal ettiğini işveren ispat etmekle yükümlüdür.</p>



<p>İşçinin iş görme borcu, işverenin yönetim hakkı kapsamında vereceği talimatlarla somutlaştırılır. İşverenin yönetim hakkının karşıtını, işçinin işverenin talimatlarına uyma borcu teşkil eder. İşveren, talimat hakkına istinaden, iş sözleşmesinde ana hatlarıyla belirlenen iş görme ediminin, nerede, nasıl ve ne zaman yapılacağını düzenler. Günlük çalışma süresinin başlangıç ve bitiş saatlerini, ara dinlenmesinin nasıl uygulanacağını, işyerinde işin dağıtımına ilişkin ya da kullanılacak araç, gereç ve teknikler konusunda verilecek talimatlar bu türden talimatlar arasında kabul edilirler. İşverenin yönetim hakkı, işyerinde düzenin sağlanmasına ve işçinin davranışlarına yönelik talimat vermeyi de kapsar. Buna karşılık, işverenin talimat hakkı, iş sözleşmesinin asli unsurlarını oluşturan, ücretin miktarı ve borçlanılan çalışma süresinin kapsamına ilişkin söz konusu olamaz. İşveren, tek taraflı olarak toplam çalışma süresini arttırmak veya ücrete etki edecek şekilde azaltmak yetkisine sahip değildir. İşverenin iş sözleşmesinin asli unsurlarını kapsayacak şekilde talimat vermesi, iş sözleşmesindeki edim ile karşı edim arasındaki dengenin bozulması halinde, iş güvencesine ilişkin hükümlerin dolanılması söz konusu olabilir. İşverenin talimat verme hakkının, yasa, toplu iş sözleşmesi ve bireysel iş sözleşmesi ile daraltılıp genişletilmesi mümkündür. Bir başka açıdan ifade edilecek olursa, işverenin talimat verme hakkı, kanun, toplu iş sözleşmesi ile bireysel iş sözleşmesi hükümleri ile sınırlıdır. Bu itibarla, işveren, ceza ve kamu hukuku hükümlerine aykırı talimatlar veremeyeceğinden, işçi bu nevi talimatlara uymak zorunda değildir. Bunun dışında işveren, işçinin kişilik haklarını ihlal eden talimatlar veremez. Keza, Medeni Kanun&#8217;un 2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılması yasağı gereği, işveren dürüstlük kuralına aykırı talimatlar da veremez. Şu halde işveren, diğer işçilerin lehine fakat bir veya birkaç işçinin aleyhine sonuç doğuracak eşitsizlik yaratacak talimatlar veremeyeceği gibi, işçiye eza ve cefa vermek amacıyla da talimatlar veremez. Buna göre, işveren talimat verirken eşit işlem borcuna riayet etmekle de yükümlüdür.</p>



<p>İş sözleşmesinin işçinin davranışı nedeniyle geçerli bir şekilde feshe-dilebilmesi için, işçinin kendisine verilen ihtardan sonra bir defa daha yükümlülüğünü ihlal teşkil eden davranışta bulunması gerekir. İşçiye verilen ihtardan sonra yeni bir yükümlülük ihlali meydana gelmemişse, sırf ihtara konu olan davranışa dayanılarak iş sözleşmesi geçerli bir şekilde feshedilemez.</p>



<p>Çünkü, ihtarın verilmesiyle işveren, ihtara konu olan davranış nedeniyle iş sözleşmesini&#8217;feshetme hakkından örtülü olarak feragat etmiş bulunmaktadır.</p>



<p>Davranış nedeniyle fesih, ancak, sözleşmeyi sona erdirmeye oranla daha hafif bir çare söz konusu olmadığında gerekli olur. Ölçülülük ilkesinin ihtardan başka diğer bir aracı da, çalışma yerinin değiştirilmesidir. Çalışma yerinin değiştirilmesi feshe oranla daha hafif çare olarak gündeme gelen bir araçtır. Ancak bu tedbirin uygulanabilmesi, işveren açısından mümkün olması ve kendisinden haklı olarak beklenebilmesi koşuluna bağlıdır. İşçinin başka bir çalışma yerinde çalıştırılması imkanı söz konusu değilse, ölçülülük ilkesi ve ultima ratio prensibi uyarınca, İş Kanunu&#8217;nun 22. maddesi uyarınca değişiklik feshi düşünülmelidir.</p>



<p>İşverenin yönetim hakkı kapsamında verdiği talimatlara işçi uymak zorundadır. İşçinin talimatlara uymaması, işverene, duruma göre iş sözleşmesini haklı ya da geçerli fesih hakkı verir. İş Kanunu&#8217;nun 25. maddesinin II. bendinin (h) fıkrası, işçinin yapmakla görevli bulunduğu görevleri, kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesini, bir haklı fesih nedeni olarak kabul etmektedir. Buna karşılık, yukarıda da ifade edildiği üzere, İş Kanunu&#8217;nun gerekçesine göre, işçinin &#8220;işini, uyarılara rağmen eksik, kötü veya yetersiz olarak yerine getirmesi&#8221; geçerli fesih nedenidir (Dairemizin 17.03.2008 gün ve 2007/27680 Esas, 2008/5302 Karar sayılı ilamı).</p>



<p>Davacı işçinin iş sözleşmesi işi olması gerektiği gibi yerine getirmemesi ve düşük performans göstermesi&#8221; nedeniyle feshedilmiştir. Dosya içeriğine göre, davacının vardiya saatlerini ayarlamadan iş yerini terk ettiğinden söz edilerek 28.05.2007 tarihinde yazılı olarak uyarıldığı, davacının uyarı yazısını hatasını kabul ettiğini yazarak imzaladığı, 04.06.2007 tarihinde iş disiplininden uzaklaşmak ve çalışma arkadaşları ile ilişkilerinde uyumsuzluk gösterdiği gerekçesi ile bu kez ihtar cezası verildiği, davacının ihtar yazısının üzerine &#8220;işimde yaptığım hatalarımın farkındayım, düzeltmeye çalışıyorum&#8221; şeklinde yazılı beyanda bulunduğu, 20.06.2007 tarihinde verilen ihtar cezası üzerine yine benzer ifadeler kullandığı anlaşılmaktadır. Sözü edilen uyarı ve ihtar yazılarının üzerine el yazısı ile yazılan ifadelerin baskı ile alındığı kanıtlanmamıştır. Davacının eylemleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, işin yürütümünü bozucu niteliktedir. Bu nedenle, feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi hatalıdır.</p>



<p>Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı İş Kanunu&#8217;nun 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.</p>



<p>Hüküm: Yukarıda belirtilen nedenlerle;</p>



<p>1-) Yerel mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>



<p>2-) Davanın REDDİNE,</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aile Konutuna İlişkin Tahliye Taahhüdü- Taahhüdün Aile Konutuna İlişkin Olup Olmadığının Araştırılması Gereği</title>
		<link>https://orhunturkoglu.av.tr/aile-konutuna-iliskin-tahliye-taahhudu-taahhudun-aile-konutuna-iliskin-olup-olmadiginin-arastirilmasi-geregi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Orhun Türkoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jul 2024 18:48:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk İçtihatları]]></category>
		<category><![CDATA[İçtihatlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://orhunturkoglu.av.tr/?p=2675</guid>

					<description><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu 2005/12-676 E., 2005/600 K. AİLE KONUTU ŞİKAYET 2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 276 ] 4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 194 ] &#8220;İçtihat Metni&#8221; Taraflar arasındaki &#8220;şikayet&#8221; davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Ankara Onuncu İcra Mahkemesi)nce şikayetin kabulüne dair verilen 29.01.2004 gün ve 2003/573-2004/60 sayılı kararın incelenmesi Karşı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hukuk Genel Kurulu 2005/12-676 E., 2005/600 K.</p>



<p>AİLE KONUTU</p>



<p>ŞİKAYET</p>



<p>2004 S. İCRA VE İFLAS KANUNU [ Madde 276 ]</p>



<p>4721 S. TÜRK MEDENİ KANUNU [ Madde 194 ]</p>



<p>&#8220;İçtihat Metni&#8221;</p>



<p>Taraflar arasındaki &#8220;şikayet&#8221; davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Ankara Onuncu İcra Mahkemesi)nce şikayetin kabulüne dair verilen 29.01.2004 gün ve 2003/573-2004/60 sayılı kararın incelenmesi Karşı taraf/takip alacaklısı Durdu tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay (Onikinci Hukuk Dairesi)nin 29.11.2004 gün ve 20444-24666 sayılı ilamı ile;</p>



<p>&#8230;Dairemiz süregelen içtihatlarında benimsendiği üzere boşanma gerçekleşse dahi eşlerden birisi diğerine karşı ve ona tebaen mecurda oturduğundan llK.nun 276/son madde hükmü gereğince kiralayana karşı 3. kişi sayılamazlar, icra mahkemesince müşteki kadının şikayetinin bu nedenle kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Öte yandan 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunuyla getirilen 194. madde hükmü koşullarında da mahkemece herhangi bir inceleme yapılmaksızın özellikle mecurun aile konutu niteliği olup olmadığı ve anılan maddenin son fıkra hükmü gereğince kadının sözleşmede taraf durumuna gelip gelmediği irdelenmeksizin eksik inceleme ile sonuca gidilmesi de doğru değildir&#8230;)</p>



<p>Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>



<p>Temyiz eden: Karşı taraf/takip alacaklısı Durdu</p>



<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>



<p>A- Şikayetçi isteminin Özeti:</p>



<p>Şikayetçi vekili 12.09.2003 tarihli şikayet dilekçesinde özetle; müvekkilinin zilyedi olup, oturmakta bulunduğu gecekonduyu enkaz satıcısı Ferit&#8217;in eşi ve iki çocuğu ile birlikte otururken eşini ve çocuğunu terk edip gitmesi üzerine müvekkilinin çocukları ile birlikte hayatlarını komşularının yardımı ile idame ettirdiklerini, borçlunun terk ettiği eşi Münevver hakkında Ankara On-dördüncü Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/12 esas sayılı dosyası ile açtığı boşanma davasının reddedildiğini ve tahliyesi istenen evde şikayetçinin dava tarihine kadar ve halen zilyet olarak oturduğunu, Ferit&#8217;in eşi ve çocuklarına mahkemece bağlanan nafakayı bile ödemediğini, tahliye isteyenin önce Ankara İkinci İcra Müdürlüğünün 2001/20672 sayılı, Ankara İkinci İcra Müdürlüğünün 2002/1833 sayılı, Ankara Yedinci İcra Müdürlüğünün 2002/6748 sayılı dosyalarında takibe girişmişse de bu dosyalardaki takiplerin iptal edildiğini, dördüncü kez Ankara Yirmisekizinci İcra Müdürlüğünün 2003/2989 sayılı dosyasında tahliye taahhütnamesi başlığını taşıyan belgeye dayalı olarak 56 örnek tahliye emri gönderildiğini, icra müdürlüğünün şikayetçiye 15.9.2003 tarihine kadar gecekonduyu tahliye etmesi için süre verdiğini, tahliye isteyen ile tahliye taahhüdünde bulunan arasında kiracılık ilişkisi olmadığından icra müdürlüğünce 56 örnek tahliye emri gönderilmesinin icra yasasına aykırı olduğunu belirterek girişilen takibin iptaline karar verilmesini istemiştir.</p>



<p>Şikayetçi vekili 18.11.2003 tarihli celsedeki beyanında: davalı savunma-larındaki hususun yalan olduğunu, müvekkilinin para almadığını savunmuştur.</p>



<p>B- Karşı Tarafın Cevabının Özeti:</p>



<p>Karşı taraf/borçlu Ferit 18.11.2003 günlü duruşmaya katılmış ve beyanında; 1.500.000.000 TL kendisinin, 1.500.000.000 TL de (şikayetçi) eşinin para alarak dava konusu yeri Durdu&#8217;ya sattığını, savunmuştur.</p>



<p>Karşı taraf/takip alacaklısı Durdu cevap dilekçesinde: dava konusu yer olan gecekondunun evveliyatı Şahin Adına kayıtlı iken 20.05.1992 tarihinde Ferit tarafından muhtar ve şahitler huzurunda satın alınıp, 17.09.2001 tarihinde de yine muhtarlık tasdiki ile Ferit tarafından kendisine satıldığını, bu tarihten beri yasal olarak kendisine ait olduğunu, şikayetçi ile diğer şikayet edilen Ferit&#8217;in daha sonra boşandıklarını, her ikisinin de başka kişilerle evlendiklerini, şikayetçinin yeni evlendiği eşinin evinde başka adreste oturduğunu, gerektiğinde keşfen durumun tespit edilebileceğini, vekilin müvekkilini zilyet gibi göstererek ve şikayetçinin de boşandıktan sonra evden çıkmayarak satın aldığı yere sahip çıkmak istediğini, fuzuli şagil olup, şikayetinin samimi olmadığını, tahliyesine, taşınmazın kendisine boş olarak teslimine karar verilmesini istemiştir.</p>



<p>Duruşmadaki beyanında da; İki tarafın birlikte kendisine sattıklarını, 3 milyar paraı şahitler huzurunda Ferit ve Münevver&#8217;e verdiğini savunmuştur.</p>



<p>C- Yerel Mahkeme Kararının Özeti:</p>



<p>Yerel Mahkeme;</p>



<p>&#8220;Davacının davası yerinde görülmüş olup, davacının daha önce değişik Merciilerde açmış olduğu davalarında haklı görülmüş olup, Davalı taraf bu kez üçüncü kez aynı gerekçelerle takip yapmış olup, bu şekilde takip yapamayacağı aslında davalılar Ferit ile Durdu muvazaalı olarak iş bu satış senedini tanzim ettikleri çünkü davacımız Münevver ile Ferit&#8217;in boşanmalarının 11.7.2003 tarihinde olduğu, bu kararın 18.7.2003 tarihinde kesinleştiği, Davalı durdu ibraz ettiği enkaz satış senedinin 17.9.2001 tarihli olduğu ve orada enkazı satanın sadece Davalı Ferit olduğu Münevver&#8217;in satışla 3.000.000.000 TL&#8217;nin yarısı olan 1.500.000.000 TL aldığına dair belgede imzası olmadığı gibi tarafta olmadığı anlaşılmış olup, bu durumda davacının davası yerinde görülmüş olup kabulü ile aşağıdaki hükme varılmıştır&#8221;</p>



<p>Gerekçesiyle; şikayetin kabulüne ve icra takibinin iptaline karar vermiştir.</p>



<p>D- Temyiz Evresi, Bozma ve Direnme:</p>



<p>Karşı taraf/takip alacaklısı Durdu&#8217;nun temyizi üzerine Yüksek Özel Daire;&#8221;&#8230;&#8230;boşanma gerçekleşse dahi eşlerden birisi diğerine karşı ve ona tebaen mecurda oturduğundan llK.&#8217;nun 276/son madde hükmü gereğince kiralayana karşı 3. kişi sayılamazlar. İcra mahkemesince müşteki kadının şikayetinin bu nedenle kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Öte yandan 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunuyla getirilen 194. madde hükmü koşullarında da mahkemece herhangi bir inceleme yapılmaksızın özellikle mecurun aile konutu niteliği olup olmadığı ve anılan maddenin son fıkra hükmü gereğince kadının sözleşmede taraf durumuna gelip gelmediği irdelenmeksizin eksik inceleme ile sonuca gidilmesi de doğru değildir.&#8221;</p>



<p>Gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiş; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>



<p>Direnme hükmünü karşı taraf Durdu temyiz etmiştir.</p>



<p>E- Gerekçe:</p>



<p>istek, icra müdürlüğü işlemini şikayete ilişkindir.</p>



<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; icra takibinden önce aralarında boşanma davası bulunan eşlerden erkeğin satarak iki adet tahliye taahhüdüne konu ettiği taşınmazda çocukları ile birlikte oturmakta olan şikayetçi eş kadının, taahhüdü alan tarafından kocası aleyhine girişilen takipteki hukuki konumunun ne olacağı ve mahkemece taşınmazın Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 194/1 maddesi anlamında aile konutu niteliğinin araştırılmasının gerekip gerekmediği, noktasında toplanmaktadır.</p>



<p>Öncelikle; somut olaya ilişkin özelliklerin açıklanmasında yarar vardır;</p>



<p>Tahliye istemine ve şikayete konu tapu tahsis belgesi başkası adına olan ve koca tarafından haricen satın alınan taşınmazda, önceleri şikayetçi kadın ile karşı taraf/borçlu koca ve çocuklarının oturmakta oldukları, karı-koca arasında çıkan anlaşmazlık nedeniyle kocanın haricen satın aldığı bu yen yine haricen takip alacaklısına 17.09.2001 tarihli Enkaz Satış Senedi ile satarak, değişik tarihlerde tahliye taahhütleri verdiği, bu taahhütlerin üç ayrı icra takibine konu edilmişlerse de İcra Hakimliklerince takiplerin iptal edildiği, son olarak eldeki şikayete konu takibe girişildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.</p>



<p>Karşı taraf/borçlu koca tarafından, tahliyesi istenen konutta çocukları ile birlikte oturmakta olan şikayetçi kadın aleyhine 20.05.2003 tarihinde boşanma davası açılmış; bu dava devam ederken daha önce kocadan konutu haricen satan karşı taraf/takip alacaklısına 01.08.2003 tarihinde konutun boşaltılacağına ilişkin 09.07.2003 tarihli tahliye taahhüdü verilmiş bu arada boşanma davası da 11.07.2003 tarihinde kabulle sonuçlanmıştır.</p>



<p>Şikayetçi kadının kocasından taşınmazı ve tahliyeye ilişkin taahhüdü alan karşı taraf/takip alacaklısı Durdu Ankara Yirmisekizinci İcra Müdürlüğünün 2003/2989 esas sayılı dosyasında 05.08.2003 tarihinde karşı taraf/borçlu koca aleyhine tahliye taahhüdüne dayanarak &#8220;haciz ve tahliye&#8221; istemli takibe girişmiş; icra müdürlüğünce borçluya Örn.56 tahliye emri gönderilmiştir.</p>



<p>Tahliye emri kendisine 19.08.2003 tarihinde tebliğ edilen borçlu tarafından itiraz edilmemekle takip kesinleşmiş ve 10.09.2003 tarihli müdürlük kararıyla tahliyenin gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.</p>



<p>Tahliye istemine konu taşınmazda oturan ve takipten 11.09.2003 günü hacze gelinmesi ile haberdar olan şikayetçi eş eldeki şikayet isteminde bulunmuş; icranın ertelenmesine ve takibin iptalini istemiştir.</p>



<p>Şikayetçi, takip borçlusu eşinin kendisini ve çocuklarını terk ettiğini ve onları mağdur etmek için bu yola başvurduğunu, taşınmazın zilyedinin kendisi ve çocukları olduğunu ileri sürmektedir.</p>



<p>Tahliye istemine konu taşınamaz açıklandığı üzere takip alacaklısı tarafından takip borçlusundan haricen satın alınmış ve tarafların sözlü anlaşmaları ile içinde eş ve çocuklar oturmakta iken tahliye taahhüdüne konu edilmiştir. Bu tahliye taahhüdüne dayanılarak alacaklı tarafından girişilen takibe borçlu tarafından itiraz edilmemekle takip kesinleşmiştir.</p>



<p>Takip kesinleşmekle takibin tarafları arasındaki ilişkinin hukuksal niteliği ve kesinleşen takibin sonuçlan uyuşmazlık konusu olmakta çıkmıştır.</p>



<p>Dolayısıyla şikayet konusu olayda takip kesinleşmekle 2004 sayılı İcra ve iflas Kanunu&#8217;nun 276/son maddesinin uygulanma olanağı bulunmaktadır.</p>



<p>Burada alacaklı ile borçlu arasındaki ilişki üzerinde değil; şikayetçinin onlar karşısındaki konumu üzerinde durmak gereği ortaya çıkmaktadır.</p>



<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu&#8217;nun &#8220;Kiralanan gayrimenkulde üçüncü şahıs bulunursa&#8221; başlıklı 276. maddesi;</p>



<p>&#8220;Tahliyesi istenen yerde kiracıdan başka bir şahıs bulunur ve işgalde haklı olduğuna dair resmi bir vesika gösteremezse derhal tahliye olunur.</p>



<p>Şu kadar ki, bu şahıs resmi bir vesika gösterememekle beraber daireye ibraz olunan mukavele tarihinden evvelki bir zamandan beri orayı işgal etmekte bulunduğunu beyan eder ve bu beyanı icra memuru tarafından mahallinde yapılacak tahkikatla teeyyüt ederse memur, tahliyeyi tehirle üç gün içinde kiyfiyeti tetkik merciine bildirir.</p>



<p>Merci, tarafları dinleyerek icabına göre tahliyeyi emreder veya taraflardan birinin yedi gün içinde mahkemeye müracaat etmesi lüzumuna karar verir. Bu müddet içinde mahkemeye müracaat edilirse, davanın neticesine göre hareket olunur. 36. madde hükümleri burada da uygulanır. Dava etmıyen taraf iddiasından vazgeçmiş sayılır.</p>



<p>Borçlunun nesep ve sebepten usul ve füruu, karı veya kocası, ikinci dereceye kadar kan ve sihri hısımarı ve iş ortakları ile borçluya tebaan mecur-da oturdukları anlaşılan diğer şahıslar, bu madde hükmünün tatbikında üçüncü şahıs sayılmazlar.&#8221;</p>



<p>Hükmünü içermektedir.</p>



<p>Görüldüğü üzere, kural olarak; eşlerden birisi diğerine karşı ve ona teba-en taşınmazda oturduğundan -boşanma gerçekleşse bile- llK.nun 276/son madde hükmü gereğince 3.kişi konumunda değildir.</p>



<p>Ancak, kural bu olmasına karşın tahliyeye konu konutun &#8220;aile konutu&#8221; olarak kullanıldığı, şikayetçi eşin halen bu yerde çocukları ile birlikte oturmaya devam ettiği ileri sürüldüğüne göre şikayetçinin bu iddiası üzerinde durulmak gerekir.</p>



<p>Zira, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun &#8220;Aile konutu&#8221; başlıklı 194/1</p>



<p>maddesinde;</p>



<p>&#8220;Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz&#8221;</p>



<p>hükmü yer almakta;</p>



<p>Bu maddenin yasal gerekçesinde ise;</p>



<p>&#8220;Bu madde ile İsviçre Medeni Kanununun 169. maddesine uygun olarak eşlerin hukuki işlemlerinde 193. maddeyle kabul edilen genel kuralın bir istisnasına yer verilmiştir. Madde eşlerin aile konutlarıyla ilgili hukuki işlemlerde eşlerin serbestliği ilkesine istisna getirmiş ve böylece aile konutu ile ilgili bazı hukuki işlemlerde eşlerin serbestliği ilkesine istisna getirmiş ve böylece aile konutu ile ilgili bazı hukuki işlemlerin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kabul edilmiştir.</p>



<p>Aile konutu eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği, acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir Sonuç: Karşı taraf/alacaklı vekilinin temyuz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının bozma ilamı ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 26.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
